Mehmet Duman'ın vefatını öğrendim . istanbulda bulunmamız nedeniyle cenazesine katılamadık.Ailesine başsağlıgı ,diğer Aile fertlerine de sabır ve uzun ömürler diliyorum. istanbul tuzla
İstanbul Ilgaz Dernekler Birliği geçen yıl olduğu gibi bu yılda Ilgazlı ihtiyaç sahibi yüksek öğrenim öğrencilerine burs vermeye devam ediyor.İlk olarak geçtigimiz yıl dokuz öğrenci ile başlanan burs verme çalışması, bu yılda on altı öğrenci ye çıkarak devam ediyor.Birliğe bağlı köy dernek başkanları kanalıyla ihtiyaç sahibi öğrencilerin tespit edilmesi ile oluşturulan listedeki öğrencilere eğitim dönemi boyunca aylık 75.00 ytl burs verilmesi öngörülüyor.İki yıldır başvuran hiç bir öğrencinin talebini geri çevirmeyen ve İstanbul merkezli bir dernek olmasına rağmen İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin diğer vilayetlerindeki üniversiteler dede okuyan ihtiyaç sahibi Ilgazlı öğrencilerin burs taleplerini de kabul eden İstanbul Ilgaz Dernekler Birliği önümüzdeki yıllar dada burs sayısını arttırarak devam ettirmeyi planlıyor.Ahmet Doğan Ilgaz dernekler birliği yönetim kurulu üyesi
Köyümüzde Pazar günü defnettiğimiz Mehmet DUMAN Ağabeyimizin Cenaze namazı ve defin anı görüntülerini anasayfa veya devamındaki sayfada izleyebilirsiniz. Tekrar Allah Rahmet eylesin.
Köyümüz sakinlerinden Mehmet Duman'ın vefatını dernek kanalıyla öğrendim.Uzakta bulunmamız nedeniyle cenazesine katılamadım.Ailesine başsağlıgı ,diğer Aile fertlerine de sabır ve uzun ömürler diliyorum
mehmet enişdemin mekanı cennet olsun hepimizin başı saolsun
MEHMET ABİ'YE ALLAH'TAN GANİ GANİ RAHMETDEĞERLİ KARDEŞİM HAKAN VE DİĞER KARDEŞLERİNE SABR-I CEMİL NİYAZ EDERİM.ALLAH RAHMET EYLESİN.ALLAH TAKSİRATINI AFFETSİN.AMİN
komşumuz degerli insan mehmet abinin vefat ettigini derin bir üzüntüyle ögrenmiş bulunmaktayım ALLAH rahmet eylesin yattıgı yer nur mekanı cennet olsun ailesine yakınlarına ALLAH sabır eylesin hepimizin başı sagolsun.
butun koyümünu basımız sagolun
Sayın üyemiz Köyümüz sakinlerinden Mehmet DUMAN (Gazigilin mehmet)vefat etmiştir. Cenazesi 16.11.2008 akşam namazı müteakip defnedilecektir. Başımız sağolsun allah geride kalanlara sabır versin.
SEVGİLİ HEMŞERİLERİM, DERNEĞİMİZİN YAPTIĞI TOPLANTILARA KATILAMAYAN BAZI HEMŞERİLERİMİZİN ORADA ALINAN KARARLARDAN HABERİ OLMUYOR VEYA KARARLARA KATILAMIYOR BELKİ ÇOK DAHA GÜZEL FİKRİ VAR AMA KATILAMADIĞINDAN DOLAYI PAYLAŞAMIYORUZ. 23 KASIM PAZAR GÜNÜ SAAT 14:00 TE ANKARADA YAPACAĞIMIZ TOPLANTIMIZA ANKARADAKİ TÜM HEMŞERİLERİMİZİN ÜYE OLSUN OLMASIN MUTLAKA KATILMALARINI RİCA EDİYORUZ. ÇÜNKÜ BURADA ALINACAK KARARLAR ŞENLİK GÜNÜMÜZÜ, YAPILACAK FAALİYETLERİ, DERNEĞİMİZİN ŞU ANA KADAR NE YAPTIĞI VE HALEN NELERİ YAPMAKTA OLDUĞU, ÜYE AİDATINI ÖDEMEYEN ÜYELERİMİZİN DURUMLARI GİBİ ÇOK ÖNEMLİ KONULAR GÖRÜŞÜLECEĞİNDEN,TÜM HEMŞERİLERİMİZİN MUTLAKA TOPLANTIMIZA KATILMALIRINI VE FİKİRLERİNİ PAYLAŞMALARINI BEKLİYORUZ. SAYGILARIMLA
EĞER YÜRÜDÜĞÜNÜZ YOLDA GÜÇLÜK VE ENGEL YOKSA, BİLİNKİ O YOL SİZİ BİR YERE ULAŞTIRMAZ. Bernard Shaw
Bir gün çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle manava girer. Dükkan sahibine mahçup bir şekilde yaklaşır.Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını, yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. Manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister. kadın ailesinin ihtiyaçlarınıdüşünerek -'lütfen efendim' der 'paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.'Manav kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını, kendisinde hesabının bulunmadığınısöyler. O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında geçen bu konuşmayı dinlemektedir. İçeriyegirerek manava yaklaşır ve ' Ben o kadının almak istediklerine kefilim.' der 'ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.' Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve 'Bir alışveriş listen var mıydı?' diye sorarKadın 'evet efendim' der 'tamam' der manav. 'şimdi onu terazinin şu kefesine koy onun ağırlığınca diğerkefeye istediklerinden koyacağım.' Kadın bir an duraklar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak, üzerine birşeyler karalanmış bir kağıt parçasınıçıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir. Manavın ve diğer müşterilerin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür.Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle 'inanamıyorum' der inanılacak gibi değildir.Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır.Ama nafile,diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.Terazinin kefesi artık üzerindekileri alamayacak kadar dolduğundaçaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerine birşeyler çizilmiş kağıdı eline alır ve okur. Bir de bakarki orada bir alışveriş listesi yoktur. sadece bir DUA yazılıdır... ALLAH'IM NEYE İHTİYACIM OLDUĞUNU ANCAK SEN BİLİRSİN KENDİMİ SENİN ELLERİNE TESLİM EDİYORUM. Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür. Kadın kendisine teşekkür ederek dükkandan ayrılır. Müşteri manavın eline bir miktar para tutuştururken 'her kuruşuna değdi' der. Daha sonra manav terazisininkefesinin kırılmış olduğunu görür... 'DUA' BİZİM İÇİN HİÇ BİR BEDELİ, MASRAFI VE KARŞILIĞI OLMAYAN GÜZEL BİR HEDİYEDİR. ALINTIDIR
Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyon'u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da -'Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.' diye savuşturmuş. Nihayet biraz sonra Napolyon'un muhafızları yetişmişler.. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş: -'Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?' Napolyon birden öfkelenmiş. -'Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?' diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık 'ateş' emri verilecek... Adamcağız içinden -'Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin' diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon: -'İşte böyle bir duygu!' Yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme biçimiALINTIDIR
Bütün yuvasaray köylülerine hayırlı günler dilerim.Öncelikle derneği kuranlara teşekkür ederim ve bu siteyide gerçekten çok başarılı buluyorum ve bu siteyi yapanlarada sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Sizlere bir sıkıntımdan bahsetmek istiyorum.Hepimiz inançlı insanlarız sizlerden ricam lütfen birbirimize bağlı olalım büyüklerimizi ziyaret edelim onlar size gelmesede onları arayıp soralım şu 3 günlük dünyada küslük olmasın kimse kimseye sitem etmesin herkesin hataları vardır ama lütfen küs olanlar yada olmayanlar herkes birbirini arayıp sorsun bir telefon insanı nasıl mutlu eder birbirinize tutunun ben herkesten duyarlı olmasını istiyorum hayat çok kısa keşke demeden herkes bişeyler yapsın şimdiden teşekkür ederim saygılarımla.
Ferit SARI kardeşimizin gönderdiği ek resimler sizden gelenler bölümünde ferit sarı sayfasının devamına eklenmiştir bakabilirsiniz.Kendisine teşekkür ediyoruz.
-- Zorunlu Alan --ANZAKLARA KARŞI GÖĞSÜNÜ İLK SİPER EDENLERAvustralya'da göçmen olarak yaşayan, Osmanlı'ya savaş açıldığını duyunca, binlerce askerle çarpışarak şehit olan Molla Abdullah ve Kul Muhammed'in, tarihe Broken Hills savaşı olarak geçen kahramanlık öyküsünüYıl 1914. Yedi Düvel'in, "hasta adam" olarak gördüğü Osmanlı'ya son darbeyi vurmak için hazırlıklarına başladığı, tarihin o en kanlı savaşının arefesi.Kazdıkları kuyuya düşeceklerinden habersiz İngiltere ve Fransa, Birinci Dünya Savaşı hazırlıklarında, sadece kendi askerlerini değil, sömürgeleri altında bulunan milletlerin insanlarını da cepheye taşımaya çalışır. Bu ülkelerden biri de Avustralya'dır.Dünyanın öbür ucundaki Anzaklar, İngiltere'den gelen talep üzerine asker almaya başlar. Avustralya'nın keşfi sonrası buralara göçmen olarak yerleşen birçok millete mensup insanlar arasında Osmanlı teb'ası da vardır şüphesiz. Bir rivayete göre, Sultan Abdülhamit'in casusu olduğu öne sürülen Molla Muhammed, Silver City'de kasaplık yaparak geçimini sağlamaktadır. En yakın arkadaşı ise aynı şehirde, ahaliye Osmanlı dondurması satan Türk genci Kul Muhammed'dir. Biricik vatanlarına savaş açıldığını haber alan iki genç, askere yazılmak isterler. Ancak Avustralyalı yetkililer "Siz Osmanlısınız" diyerek bunu kabul etmez. Hatta ısrar edince, savaş esiri muamelesi yapmakla tehdit ederler. Yiğit Türk evlatları ise hemen yılacak insanlar değildir. Madem ki vatanlarına gidemiyorlar, o zaman düşman topraklarında savaşmaya karar verirler. Ellerinde avuçlarında ne varsa silah ve cephane alır, asker sevkiyatı yapılan trenyolu güzergahındaki Broken Hills dağında, dar bir geçitte mevzilenirler. 1915 yılının ilk günü. Bin askeri limana taşıyan tren, Broken Hills'teki geçide yaklaştığında durmak zorunda kalır. Çünkü rayların üzerinde, kırmızı-beyaz bayrak dikilmiş bir dondurma arabası durmaktadır. Aynı renkte bir bayrak da tepede görünür. Askerler namlularını tam tepeye doğrultmuşken, bir anda üzerlerine kurşun yağmaya başlar. Saatler süren çarpışma sonrasında tren, içindeki onlarca ölüyle geri dönmek zorunda kalır. Bölgeye hemen yeni birlikler sevk olunur. Fakat giden her birlik orada çakılıp kalır, bir adım öteye geçemez. Gün boyu devam eden çatışmaların sonunda, kahramanlarımızın bulunduğu bölge çembere alınır. Bir süre sonra silah sesleri susar. Önce Kul Muhammed, ardından Molla Abdullah, sırtlarını kayaya yaslamış halde, ellerinde tüfekleriyle şehit düşerler.İki şehidimizin naaşları, silahları ve dondurma arabalarıyla birlikte şehre götürülür. Anzak askerleri, "başka Türk var mı?" diye günlerce dağlarda arama yapar. Zirâ Avustralyalılar, kendileriyle çarpışan kuvvetlerin en azından bir tabur olduğunu zannetmektedir. Ancak kimseyi bulamayınca gerçeği anlarlar. Molla Abdullah'ın üzerinden "Bu yaptığımızı Allah ve sultanımız adına yapıyoruz. Cihadımız Hak yolunadır. Ne yaptığımızı bir biz, bir de Allah biliyor" yazılı kağıt parçası çıkar. Avustralya'da yıllarca kahraman şehitlerimiz ve onların cesaretleri konuşulur. Bu hadise, Avustralya tarihine "Broken Hills Savaşı" olarak geçer. Bugün iki şehidimizin yeri bilinmese de, arabaları, silahları ve bayrakları bir müzede saklanmaktadır. Siper olarak kullandıkları kayaya da "Türk kayası" adı verilmiştir.KNUYLA İLGİLİ YOUTUBE TA BİR VİDEODA MEVCUD BURAYA EKLEDİM:
80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?' Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.' Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?' Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga' Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?' Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?' Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?' Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi. 'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.' 'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme onları azarlama onlara tatlı ve güzel söz söyle.' (İsra, 23)
Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde, Çayımı bile yarım dolduruyor bey. Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da Duymuyorum ne söylediğini Ama yine de hissediyorum bey Beni bu evde galiba istemiyor artık Hey gidi günler heeey. Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı İki ara bir derede ne yapsın ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz. Bana artık gizli gizli sarılıyor bey... Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun? Nasıl ağırıma gitti nasıl Artık akide şekeri de getirmiyor. Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da Çocuklar iğreniyormuş benden. Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey? Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı Olsun, koynumdaki resminden haberi bile yok! Yine de beddua edemem bey, Oğlumun karısı, torunlarımın anası o. Geçenlerde üst komşular geldi, Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi. Duymadım, duymadım, lakin hissettim. Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey, Ha, sen ne diyorsun bey? Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın, Seni dinler. Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam. Akide şekeri de istemem. Masal da anlatmam artık çocuklara Ne olur ayırmasınlar beni bu evden Yaşayamam nefes bile alamam Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım? Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin. Bastonun hala duvarda asılı. İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı. Hey gidi günler hey Hani diyorum bir çağırsan Yoksa, yoksa sendemi unuttun beni bey Sendemi unuttun beni bey? Not Birgün yaşlanacağımızı unutmayalım. Ve büyüklerimize bu sözleri söyletecek davranışlarda bulunmayalım'ALINTIDIR'
SEVGİLİ HEMŞERİLERİM. YAVAŞ, YAVAŞ KIŞ GELDİ. DOLAYISI İLE EVDE GEÇİRECEĞİMİZ ZAMAN SÜRESİDE ARTTI. YANİ KENDİMİZE AYIRDIĞIMIZ BU UZUN SÜRELERDE İNTERNETİ OLAN VE TABİKİ SAYFAMIZI ZİYARET EDEN HEMŞEHRİLERİMİZİN YAZILAR YAZARAK , FİKİRLER ÜRETEREK, PROJELER SUNARAK DERNEĞİMİZE YOL GÖSTERİR, FAALİYETLERİMİZE KATKISI OLUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. ZAMAN ÇOK ÇABUK GEÇİYOR !! FİKİRLERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞMANIZI BEKLİYORUZ SAYGILARIMLA.
sevgili canan ablama yeni hayatında mutluluklar diliyorum onun adına çok mutluyum ama bizden uzakta olduğu içinde üzüldüm.. ama olsun o mutlu olur inş ankaradaki kınada çok güzeldi çok eğlendik Allah hayırlı uğurlu etsin .... :):)